255 Muhabbet
255 Muhabbet
Ali Osman Kul
Hayatımızın siyah beyaz kalan yerlerini renklendirebilmek amacıyla; kırmızı, mavi ve yeşilin 255 tonu ile buluşuyoruz. Kısa molalarınız için bir durak olabilme ümidiyle...
Sanat ve Muhabbet
Sevgili dostlar, selamların en güzeli üzerinize olsun. Tebessümünüzün bol, muhabbetinizin ailenize ve arkadaşlarınıza huzur getirdiği bir gün diliyorum sizlere. Yeniden bir arada, muhabbet kanalında, hayatımızın renklerini seyrettimiz alanda buluşmuş bulunuyoruz.  Hoş geldiniz, gönlüme sefalar getirdiniz. Bugün bu bölümümüzde ufak bir giriş mahiyetinde duygulardan ve sanattan bahsedeceğiz. Düşünce deryasına dalıp, kalbimizi bir miktar fikirle doyurmaya çalışacağız. Umarım, beklediğiniz tatlılıkta bir muhabbet olur, buyrun başlayalım. Düşüncelerimiz ve hayallerimiz kullandığımız kelimelerle sınırlıdır der, George Orwell. Bütün düşünce ve fikir insanları eserlerinde binlerce farklı kelime kullanmışlardır. Shakespeare eserlerinde 17.677 farklı sözcük kullanır. Ayrıca Oxford sözlüğüne göre bunların 3000 tanesi İngilizcede daha önce olmayan kelimelerdir. Bu kadar kelime daarcığına sahip olmak; kavramları tanıyabilmek, hayal edebilmek, yorumlamak ve yeni çıkarımlar elde edebilmek için insana büyük bir fayda sağlayacağı kesin olsa gerek. Bu kadar kelime farklılıklarının yanında bazen kişiler arasında aynı kelimeler kullanılsa bile onlara farklı manalar  yüklenerek kavram kargaşaları yaşanabilmekte. Herkes ilerlemekten, gelişmekten ve özgürlükten bahsedebiliyorken bazımız için birimizin gelişme tanımı diğerimiz için gerileme anlamı taşıyabiliyor. Kısacası, farklı fikir ve akımlar kelimelerin anlamları dolayısıyla bizlerin dünya algısını da değiştirebiliyor. İlgimi çeken şey, güzelliğimiz, huzurumuz, mutlaka olmalı dediğimiz ihtiyaç tanımımız farklı olduğu müddetçe biz bir arada ve beraber olabilir miyiz? Dilin, kültür ile ayrılmaz bir parça olduğu açık. Kültürün ise çevreyle, inançlarla, coğrafya ve tarihle değiştiğini biliyoruz. Peki, bu kadar değişkenlerin içerisinde bizim insanlık olarak hep birlikte kabul edebileceğimiz ortak noktaları nasıl bulacağız? Bulunduğumuz yerden sıyrılıp insanlığın mutlak paydasını nasıl keşfedeceğiz? Küresel muhabbetimizi inşaa etmek adına ortak bir kültüre sahip olabilmeyi, aynı kelimelerde ve aynı değerlerde buluşabilmeyi çok isterdim. Belki de ortak kimliğimiz olan insanlığımızla bu işe başlayabiliriz. Hepimiz benzer duygulara, sevinçlere ve hüzünlere sahibiz. Sanat vasıtasıyla, duygularımızı, kelimlere, notalara, tablolara dökebiliyoruz. Hiç tanımadığımız ve bilmediğimiz insanlarla aynı ekranlara bakıp ortak duyguları hissedebiliyoruz. Kitap okurken, karakterlerle bütünleşerek onlarla heyecanlanabiliyoruz. Bu kabiliyetimizi birbirlerimizi anlamak için kendimizi karşısındakinin yerine koyup beraber hissedebilmek için kullanabiliriz. Sanat… En temel anlamıyla duyguların paylaşımı. insanlığın ortak paydası. Keşke, her birimiz, yeterince sanat ile vakit geçirebilsek ve duygular ummanında vuslatimiza erebilsek… Sanata müptela olunur mu dostlar? Duyguların hassasiyetini yaşayıp narince onları paylaşmasını öğrenenler, dostluğun sıcaklığını duyurabilirler mi dört yana? Muhabbetin özü olan sevginin adeta zamandan ve mekandan bağımsız bir mefhum olduğunu gösterebilirler mi insanlığa? Sevgili dostlar, iyiliklerin en güzeli, belki de tatlı bir muhabbet bırakmak gönüllerde. Gelin en küçüğünden başlayalım bu meseleye. Yapılabilecek en kolay iyilik olan tebessümle. Hani, bazıları varlığıyla mutlu eder ya insanı. Görünmeleriyle neşelendirirler insanları. Yüzlerinde bir tebessüm ama o ne tatlı bir gülümsemedir Allah’im. Tebessüm ederken gözler de gülümser mi birilerinin! Sahi, sormak istiyorum size, hiç gözleri gülen arkadaşınız var mı? Bakışıyla kalbinize dokunan, yüreğinizi ışıtan, yanlızlığınızı gideren, varlığı ile huzur getiren… Duygu abidelerinden, his insanlarından bahsediyorum. Gözleri ışıldayan kimselerden. Bir duam var sizler için, o gözlerinin içi gülen dostlarınızdan bir an ayrı olmayın, esen kalın!
Aug 22, 2022
6 min
Sosyal Medya ve Kimliklerimiz
Sevgili dostlar 255 Podcast'den sizleri saygı ile selamlıyorum. Bugün ilk buluşmamız ve açıkçası ilk defa birlikte olmanın mutluluğu içerisindeyim. Umarım ilklerin ayıbı örtülür fetvasıyla dudaklarınızda tatlı bir tebessüm ile karşılarsınız beni. Bu podcast serisinde kalbinde muhabbet taşıyanların ruhlarındaki esintilerde buluşmaya ve bu sayede hayat pencerelerimizden dünyayı daha canlı renklerle seyretmeye çalışacağız. Şimdi sizlerden bir ricam var. Konumuza giriş yapmadan önce gözlerinizi kapatmanızı ve kendinizi bir odada hayal etmenizi istiyorum. Burası sizin ait olduğunuz yer. Karşınızda bir duvar ve duvarda bir pencere var. Yavaş yavaş ona doğru yaklaşıyorsunuz. Perdenizi çekiyor ve dışarıda geniş bir bahçe görüyorsunuz. Bu geniş bahçeye açılan sayıca bir hayli ev var. Ve tüm bu evlerin sakinleri sizin gibi pencerelerinden bahçeye bakıyor. Kimi mutebessüm, kimi hüzünlü, kimi enerjik kimi ise yorgun bir vaziyette… Artık gözlerimizi açabiliriz. Sizinle geniş bahçemiz olan sosyal medya diyarını gözlemledik. Penceremizden başkalarının hesaplarını ve fotoğraflarını inceledik. Sizce en fazla dikkatimizi çeken neydi? Sevinçli, neşeli insanlar mı görmüştük yoksa üzgün bireyler mi? İnsan çevresine kendisinden bir parça yansıtmak istediğinde değerli gördüğü bir cevher seçmek ister. Önemli gördüğünü öne çıkartır. İşte sosyal mecralar da değer verdiğimiz olguların medya vasıtasıyla vitrine konulduğu yerlerdir. Nasıl bir dükkanın vitrini, içerideki ürünler hakkında bilgi verir, öyle de paylaştığımız olay ve fikirler bizim kimliklerimiz hakkında tanıtım mahiyetindedir.  Peki, kimlik nedir? niçin herkese verilir? Neden tanınabilmek ve takip edilebilmek üzere numaralandırılır insan? Sadece bir kağıt parçası değil ki bize verilen. Hepimiz doğumumuzdan itibaren boy, kilo, yaş, kan değerleri gibi niceliklerimizin ölçülmesini tabi karşılarız. Karşılamanın ötesinde ırkımız, coğrafyamız, tarihimiz, ten rengimiz gibi olgulara karşı derinden meraklıyız. Bunlarla birbirlerimizi değerlendiririr, gruplar ve yargılarız. Oysaki kişileri birbirinden asıl ayıran, ve özgün olmamızı sağlayan ruhumuzun değerlerine karşı da en az bu kadar ilgili olmamız gerekmez mi? Boyumuza, kilomuza, çekiciliğimize, maaşımıza, lüks restoranlarda yediklerimize önem verdiğimiz kadar fikirlerimize ve düşüncelerimize değer verebiliyor muyuz? Yoksa, vitrinlere çıkardığımız ve kim olduğumuzu tanıttığımız sosyal medya hesaplarımızdaki paylaştıklarımız maddi niceliklerden mi ibaret? Sanırım, kendimizi tanımlarken tüm insanlık olarak ihmal ettiğimiz bazı konular var.  Meseleye ilahi açıdan yaklaşmak istiyorum, ki eğer bir yaratıcıya inanıyorsak ve ona ait olduğumuzu kabul ediyorsak onun verdiği kimliğe bakmamız gerekir. Allah bize gönderdiği kitapta zariyat süresinin 56. ayettinde insani tanımlarken mealen “Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” ifadesini kullanır. İbadet, abd, mabud ve ubudet arapçada aynı kökten gelir. İbadet edilene mabud, ibadet edene abid, kulluğa da ubudet denir. Allah’ın ifadesiyle sunu kesin olarak söyleyebiliriz ki sadece ibadet maksadıyla yaratılan insanlık için yer yüzündeki en büyük hakikat insanın kul, Allah ın da mabud olmasıdır. Her şeyin ötesinde kimliğimiz kulluk kimliğidir. Allah sizleri kimliğini ilk günkü gibi elinde bulunduran ve ahiret pasaportunu cennet vizesiyle beraber alan insanlardan eylesin. Bir sonraki bölüme kadar Allah’a emanet olun! Sizinle paylaşmak istediğim bir konu var. Eğer yazılarınızı, fikirlerinizi, denemelerinizi paylaşmak ve muhabbete dahil olmak isterseniz kul.kim internet adresinden bana ulaşabilirsiniz. Bu sayede ileriki bölümlerin konularına karar vermiş ve yorumlarınızla muhabbetimize dahil olmuş olursunuz.
Aug 19, 2022
5 min