255 Muhabbet
255 Muhabbet
Ali Osman Kul
Sosyal Medya ve Kimliklerimiz
5 minutes Posted Aug 19, 2022 at 10:14 pm.
0:00
5:38
Download MP3
Show notes

Sevgili dostlar 255 Podcast'den sizleri saygı ile selamlıyorum. Bugün ilk buluşmamız ve açıkçası ilk defa birlikte olmanın mutluluğu içerisindeyim. Umarım ilklerin ayıbı örtülür fetvasıyla dudaklarınızda tatlı bir tebessüm ile karşılarsınız beni. Bu podcast serisinde kalbinde muhabbet taşıyanların ruhlarındaki esintilerde buluşmaya ve bu sayede hayat pencerelerimizden dünyayı daha canlı renklerle seyretmeye çalışacağız.

Şimdi sizlerden bir ricam var. Konumuza giriş yapmadan önce gözlerinizi kapatmanızı ve kendinizi bir odada hayal etmenizi istiyorum. Burası sizin ait olduğunuz yer. Karşınızda bir duvar ve duvarda bir pencere var. Yavaş yavaş ona doğru yaklaşıyorsunuz. Perdenizi çekiyor ve dışarıda geniş bir bahçe görüyorsunuz. Bu geniş bahçeye açılan sayıca bir hayli ev var. Ve tüm bu evlerin sakinleri sizin gibi pencerelerinden bahçeye bakıyor. Kimi mutebessüm, kimi hüzünlü, kimi enerjik kimi ise yorgun bir vaziyette…

Artık gözlerimizi açabiliriz. Sizinle geniş bahçemiz olan sosyal medya diyarını gözlemledik. Penceremizden başkalarının hesaplarını ve fotoğraflarını inceledik. Sizce en fazla dikkatimizi çeken neydi? Sevinçli, neşeli insanlar mı görmüştük yoksa üzgün bireyler mi?

İnsan çevresine kendisinden bir parça yansıtmak istediğinde değerli gördüğü bir cevher seçmek ister. Önemli gördüğünü öne çıkartır. İşte sosyal mecralar da değer verdiğimiz olguların medya vasıtasıyla vitrine konulduğu yerlerdir. Nasıl bir dükkanın vitrini, içerideki ürünler hakkında bilgi verir, öyle de paylaştığımız olay ve fikirler bizim kimliklerimiz hakkında tanıtım mahiyetindedir. 

Peki, kimlik nedir? niçin herkese verilir? Neden tanınabilmek ve takip edilebilmek üzere numaralandırılır insan? Sadece bir kağıt parçası değil ki bize verilen. Hepimiz doğumumuzdan itibaren boy, kilo, yaş, kan değerleri gibi niceliklerimizin ölçülmesini tabi karşılarız. Karşılamanın ötesinde ırkımız, coğrafyamız, tarihimiz, ten rengimiz gibi olgulara karşı derinden meraklıyız. Bunlarla birbirlerimizi değerlendiririr, gruplar ve yargılarız. Oysaki kişileri birbirinden asıl ayıran, ve özgün olmamızı sağlayan ruhumuzun değerlerine karşı da en az bu kadar ilgili olmamız gerekmez mi?

Boyumuza, kilomuza, çekiciliğimize, maaşımıza, lüks restoranlarda yediklerimize önem verdiğimiz kadar fikirlerimize ve düşüncelerimize değer verebiliyor muyuz? Yoksa, vitrinlere çıkardığımız ve kim olduğumuzu tanıttığımız sosyal medya hesaplarımızdaki paylaştıklarımız maddi niceliklerden mi ibaret? Sanırım, kendimizi tanımlarken tüm insanlık olarak ihmal ettiğimiz bazı konular var. 

Meseleye ilahi açıdan yaklaşmak istiyorum, ki eğer bir yaratıcıya inanıyorsak ve ona ait olduğumuzu kabul ediyorsak onun verdiği kimliğe bakmamız gerekir. Allah bize gönderdiği kitapta zariyat süresinin 56. ayettinde insani tanımlarken mealen “Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” ifadesini kullanır. İbadet, abd, mabud ve ubudet arapçada aynı kökten gelir. İbadet edilene mabud, ibadet edene abid, kulluğa da ubudet denir. Allah’ın ifadesiyle sunu kesin olarak söyleyebiliriz ki sadece ibadet maksadıyla yaratılan insanlık için yer yüzündeki en büyük hakikat insanın kul, Allah ın da mabud olmasıdır. Her şeyin ötesinde kimliğimiz kulluk kimliğidir.

Allah sizleri kimliğini ilk günkü gibi elinde bulunduran ve ahiret pasaportunu cennet vizesiyle beraber alan insanlardan eylesin. Bir sonraki bölüme kadar Allah’a emanet olun!

Sizinle paylaşmak istediğim bir konu var. Eğer yazılarınızı, fikirlerinizi, denemelerinizi paylaşmak ve muhabbete dahil olmak isterseniz kul.kim internet adresinden bana ulaşabilirsiniz. Bu sayede ileriki bölümlerin konularına karar vermiş ve yorumlarınızla muhabbetimize dahil olmuş olursunuz.