Sevgili dostlar, selamların en güzeli üzerinize olsun. Tebessümünüzün bol, muhabbetinizin ailenize ve arkadaşlarınıza huzur getirdiği bir gün diliyorum sizlere. Yeniden bir arada, muhabbet kanalında, hayatımızın renklerini seyrettimiz alanda buluşmuş bulunuyoruz. Hoş geldiniz, gönlüme sefalar getirdiniz.
Bugün bu bölümümüzde ufak bir giriş mahiyetinde duygulardan ve sanattan bahsedeceğiz. Düşünce deryasına dalıp, kalbimizi bir miktar fikirle doyurmaya çalışacağız. Umarım, beklediğiniz tatlılıkta bir muhabbet olur, buyrun başlayalım.
Düşüncelerimiz ve hayallerimiz kullandığımız kelimelerle sınırlıdır der, George Orwell. Bütün düşünce ve fikir insanları eserlerinde binlerce farklı kelime kullanmışlardır. Shakespeare eserlerinde 17.677 farklı sözcük kullanır. Ayrıca Oxford sözlüğüne göre bunların 3000 tanesi İngilizcede daha önce olmayan kelimelerdir. Bu kadar kelime daarcığına sahip olmak; kavramları tanıyabilmek, hayal edebilmek, yorumlamak ve yeni çıkarımlar elde edebilmek için insana büyük bir fayda sağlayacağı kesin olsa gerek. Bu kadar kelime farklılıklarının yanında bazen kişiler arasında aynı kelimeler kullanılsa bile onlara farklı manalar yüklenerek kavram kargaşaları yaşanabilmekte. Herkes ilerlemekten, gelişmekten ve özgürlükten bahsedebiliyorken bazımız için birimizin gelişme tanımı diğerimiz için gerileme anlamı taşıyabiliyor. Kısacası, farklı fikir ve akımlar kelimelerin anlamları dolayısıyla bizlerin dünya algısını da değiştirebiliyor. İlgimi çeken şey, güzelliğimiz, huzurumuz, mutlaka olmalı dediğimiz ihtiyaç tanımımız farklı olduğu müddetçe biz bir arada ve beraber olabilir miyiz? Dilin, kültür ile ayrılmaz bir parça olduğu açık. Kültürün ise çevreyle, inançlarla, coğrafya ve tarihle değiştiğini biliyoruz. Peki, bu kadar değişkenlerin içerisinde bizim insanlık olarak hep birlikte kabul edebileceğimiz ortak noktaları nasıl bulacağız? Bulunduğumuz yerden sıyrılıp insanlığın mutlak paydasını nasıl keşfedeceğiz?
Küresel muhabbetimizi inşaa etmek adına ortak bir kültüre sahip olabilmeyi, aynı kelimelerde ve aynı değerlerde buluşabilmeyi çok isterdim. Belki de ortak kimliğimiz olan insanlığımızla bu işe başlayabiliriz. Hepimiz benzer duygulara, sevinçlere ve hüzünlere sahibiz. Sanat vasıtasıyla, duygularımızı, kelimlere, notalara, tablolara dökebiliyoruz. Hiç tanımadığımız ve bilmediğimiz insanlarla aynı ekranlara bakıp ortak duyguları hissedebiliyoruz. Kitap okurken, karakterlerle bütünleşerek onlarla heyecanlanabiliyoruz. Bu kabiliyetimizi birbirlerimizi anlamak için kendimizi karşısındakinin yerine koyup beraber hissedebilmek için kullanabiliriz.
Sanat… En temel anlamıyla duyguların paylaşımı. insanlığın ortak paydası. Keşke, her birimiz, yeterince sanat ile vakit geçirebilsek ve duygular ummanında vuslatimiza erebilsek…
Sanata müptela olunur mu dostlar? Duyguların hassasiyetini yaşayıp narince onları paylaşmasını öğrenenler, dostluğun sıcaklığını duyurabilirler mi dört yana? Muhabbetin özü olan sevginin adeta zamandan ve mekandan bağımsız bir mefhum olduğunu gösterebilirler mi insanlığa?
Sevgili dostlar, iyiliklerin en güzeli, belki de tatlı bir muhabbet bırakmak gönüllerde. Gelin en küçüğünden başlayalım bu meseleye. Yapılabilecek en kolay iyilik olan tebessümle. Hani, bazıları varlığıyla mutlu eder ya insanı. Görünmeleriyle neşelendirirler insanları. Yüzlerinde bir tebessüm ama o ne tatlı bir gülümsemedir Allah’im. Tebessüm ederken gözler de gülümser mi birilerinin! Sahi, sormak istiyorum size, hiç gözleri gülen arkadaşınız var mı? Bakışıyla kalbinize dokunan, yüreğinizi ışıtan, yanlızlığınızı gideren, varlığı ile huzur getiren… Duygu abidelerinden, his insanlarından bahsediyorum. Gözleri ışıldayan kimselerden. Bir duam var sizler için, o gözlerinin içi gülen dostlarınızdan bir an ayrı olmayın, esen kalın!


